KUR'AN-I KERİM VE TÜRKÇE MEALİ

Sadece bir ayeti dinlemek için ayet sayısı yazan simgesine de dokunabilirsiniz!
Toplam : Ayet, Okunan :
اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ
İkterabetis sâatu ven şakkal kamer(kameru)
Saat yaklaştı ve Kamer (Ay) yarıldı
-Yaklaştın-saat-Ve nefes-ay
وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
Ve in yerav âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirrun
Ve onlar, bir mucize görseler, yüz çevirirler. Ve bu “Sürekli bir sihirdir.” derler
-ve şu-Görüyorlar-herhangi-Maruz kalıyorlar---
وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
Ve kezzebû vettebeû ehvâehum ve kullu emrin mustekırrun
Ve yalanladılar ve de kendi hevalarına tâbî oldular. Ve bütün işler kararlaştırılmıştır
-Ve yalan söyledi-Ve takip et-Onların kaprisleri-Ve tüm-Emretmek-stabil
وَلَقَدْ جَاءهُم مِّنَ الْأَنبَاء مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
Ve lekad câehum minel enbâi mâ fihî muzdecer(muzdecerun)
Ve andolsun ki onlara, içinde caydırıcı şeyler bulunan haberlerden geldi
-Ve öyleydi-Onlara geldiler-itibaren-Haberler-Ne-içinde-
حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ
Hikmetun bâligatun fe mâ tugnin nuzur(nuzuru)
(Bu haberler), son derece baliğ (açık) hikmetlerdir. Buna rağmen uyarıların bir faydası olmadı
-bilgelik-Dil-Bu yüzden--Yemin
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَى شَيْءٍ نُّكُرٍ
Fe tevelle anhum, yevme yed’ud dâi ilâ şey’in nukur(nukurin)
Artık onlardan yüz çevir. O gün davetçi, (onları) korkunç dehşetli bir şeye çağıracak
-Devam etti-Onlar hakkında-gün-Arama-Teklif-ile-bir şey-
خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
Huşşean ebsâruhum yahrucûne minel ecdâsi keennehum cerâdun munteşir(munteşirun)
Kabirlerden, gözleri dehşete düşmüş olarak çıkarlar. Sanki onlar, etrafa yayılan çekirgeler gibidir
-Yırtık-Onların görme yeteneği-Çıkıyorlar-itibaren-Olaylar-Güya--
مُّهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
Muhtıîne ilâd dâi, yekûlul kâfirûne hâzâ yevmun asir(asirun)
Davetçiye doğru koşan kâfirler: “Bu, çok zor bir gün.” diyecekler
-Ova-ile-Teklif-o diyor-İkizler-Bu-gün-
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ
Kezzebet kablehum kavmu nûhın fe kezzebu abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducir(vezducire)
Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanladı. Böylece kulumuzu (Hz. Nuh’u) yalanladılar. “O, mecnundur.” dediler. Ve cefa edilerek (tebliğden) men edildi
-O yalan söyledi-Onlardan önce-insanlar-Nuh-Yani yalan söylediler-İbadet ediyoruz-Dediler--
فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانتَصِرْ
Fe deâ rabbehû ennî maglûbun fentasır
Sonunda, Rabbine dua etti: “Muhakkak ki ben, mağlûp olanım. Öyleyse intikam al.
-Böylece aradılar-Rabbi-ben--
فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاء بِمَاء مُّنْهَمِرٍ
Fe fetahnâ ebvâbes semâi bi mâin munhemir(munhemirin)
Bunun üzerine, semanın kapılarını gürül gürül akan suya açtık
-Bu yüzden açtık-kapı-gökyüzü-Su ile-
وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاء عَلَى أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ
Ve feccernâl arda uyûnen feltekal mâu alâ emrin kad kudir(kudire)
Ve yeryüzünü pınarlar halinde fışkırttık. Böylece sular, taktir edilmiş olan emir üzerine birleşti
-Ve bizi çizdik-Dünya-Göz-Korku-su-üzerine-Emretmek-Belki-Tencere
وَحَمَلْنَاهُ عَلَى ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ
Ve hamelnâhu alâ zâti elvâhın ve dusur(dusurin)
Ve onu, perçinlenmiş levhalardan oluşan (gemi) üzerinde taşıdık
-Ve biz taşıdık-üzerine-Dhia--
تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا جَزَاء لِّمَن كَانَ كُفِرَ
Tecrî bi a’yuninâ, cezâen li men kâne kufir(kufire)
(Gemi) gözlerimizin önünde yüzerek akıp gidiyordu, inkâr edilmiş olana (Hz. Nuh’a) bir mükâfat olarak
-yer almak-Gözlerimizle-ceza-kimin için-O öyleydi-İnkâr etmek
وَلَقَد تَّرَكْنَاهَا آيَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Ve lekad teraknâhâ âyeten fe hel min muddekir(muddekirin)
Ve andolsun ki Biz, onu (o gemiyi) bir âyet (ibret) olarak bıraktık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı
-Ve öyleydi-Bıraktık-herhangi-Bu yüzden-itibaren-
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
Fe keyfe kâne azâbî ve nuzuri
Öyleyse inzarım (uyarılarım) ve azabım nasıl oldu
-Nasılsın-O öyleydi-Benim İşkencem-Uyarıyoruz
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Ve lekad yessernâl kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin)
Ve andolsun ki Biz, Kur’ân’ı, zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı
-Ve öyleydi-Memnun olduk-Kuran-Erkek için-Bu yüzden-itibaren-
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
Kezzebet âdun fe keyfe kâne azâbî ve nuzuri
Ad (kavmi) de yalanladı. Öyleyse inzarım (uyarılarım) ve azabım nasıl oldu
-O yalan söyledi-geri döndü-Nasılsın-O öyleydi-Benim İşkencem-Uyarıyoruz
إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ
İnnâ erselnâ aleyhim rîhan sarsaran fî yevmi nahsin mustemirr(mustemirrin)
Muhakkak ki Biz, onların üzerine uğursuzluğu (felâketleri), gün boyu devam eden sarsaran rüzgârı (çok şiddetli, uğultulu ve çok soğuk bir kasırga) gönderdik
-BEN-Bize gönderin-onlar üzerinde-Rüzgâr-Sıyrık-içinde-gün--
تَنزِعُ النَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ
Tenziun nâse ke ennehum a’câzu nahlin munkair(munkairin)
(Öyle bir rüzgâr ki) insanları, sanki kökünden koparılmış hurma kütükleri gibi (havaya fırlatıp) atar
-Kaldırmak-insanlar-Güya-Ajaz--
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
Fe keyfe kâne azâbî ve nuzuri
Öyleyse inzarım (uyarılarım) ve azabım nasıl oldu
-Nasılsın-O öyleydi-Benim İşkencem-Uyarıyoruz
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Ve lekad yessernâl kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin)
Ve andolsun ki Biz, Kur’ân’ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı
-Ve öyleydi-Memnun olduk-Kuran-Erkek için-Bu yüzden-itibaren-
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ
Kezzebet semûdu bin nuzuri
Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı
-O yalan söyledi-Thamoud-Banyo
فَقَالُوا أَبَشَرًا مِّنَّا وَاحِدًا نَّتَّبِعُهُ إِنَّا إِذًا لَّفِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ
Fe kâlû e beşeren minnâ vâhiden nettebiuhû innâ izen lefî dalâlin ve suur(suurin)
O zaman şöyle dediler: “Bizden biri olan bir beşere mi? Biz, ona mı tâbî olacağız? O taktirde muhakkak ki biz, gerçekten dalâlet ve çılgınlık içinde oluruz.
-Dediler-Kutsanmış-birden-Bir-Onu takip et-BEN-eğer-Fahiş--
أَؤُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ
E ulkıyez zikru aleyhi min beyninâ bel huve kezzâbun eşir(eşirun)
Zikir, aramızdan ona mı ilka edildi (ulaştırıldı)? Hayır o, haddini aşan bir yalancıdır
-Alıyorum-Anma-onun üzerine-itibaren-Aramızda-daha ziyade-O--Almak
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ الْكَذَّابُ الْأَشِرُ
Se ya’lemûne gaden menil kezzâbul eşir(eşiru)
Haddini aşan yalancı kimdir, yarın bilecekler
-Bilecekler-Yarın-itibaren--
إِنَّا مُرْسِلُو النَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ
İnnâ mursilûn nâkati fitneten lehum fertekıbhum vestabir
Muhakkak ki, onlara fitne (imtihan) olsun diye o dişi deveyi gönderen Biziz. Artık onları gözle (akıbetlerini bekle) ve sabret
-BEN-Morselo-Deve-Zekâ-onlar için--Ve devral
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ الْمَاء قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ
Ve nebbi’hum ennel mâe kısmetun beynehum, kullu şirbin muhtedar(muhtedarun)
(Beldedeki) suyun, (deve ile) onlar arasında taksim edildiğini (nöbetleşe içileceğini) onlara haber ver. İçecek olanların hepsi, sırası gelince hazır olur
-Onlara söyledik-O-su-porsiyon-onların arasında-Tümü-içmek-
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَى فَعَقَرَ
Fe nâdev sâhıbehum fe teâtâ fe akar(akara)
Bir süre sonra arkadaşlarını çağırdılar (deveyi öldürmesini istediler). Bunun üzerine o, ileri atıldı sonra da (onu) kesti
-Aradılar-Onların arkadaşı-Yani kullanılacaksın-
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
Fe keyfe kâne azâbî ve nuzuri
Öyleyse inzarım (uyarılarım) ve azabım nasıl oldu
-Nasılsın-O öyleydi-Benim İşkencem-Uyarıyoruz
إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشِيمِ الْمُحْتَظِرِ
İnnâ erselnâ aleyhim sayhaten vâhıdeten fe kânû ke heşîmil muhtezir(muhteziri)
Muhakkak ki Biz, onların üzerine tek bir sayha (korkunç ses dalgası) gönderdik. Böylece onlar, ufalanmış kuru ot gibi oldular
-BEN-Bize gönderin-onlar üzerinde-bağırmak-bir-Onlar--
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Ve lekad yessernâl kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin)
Ve andolsun ki Biz, Kur’an’ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı
-Ve öyleydi-Memnun olduk-Kuran-Erkek için-Bu yüzden-itibaren-
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ
Kezzebet kavmu lûtın bin nuzuri
Lut (A.S)’ın kavmi de uyarıları yalanladı
-O yalan söyledi-insanlar-Pay-Banyo
إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّا آلَ لُوطٍ نَّجَّيْنَاهُم بِسَحَرٍ
İnnâ erselnâ aleyhim hâsiben illâ âle lût(lûtin), necceynâhum bi sehar(seharin)
Muhakkak ki Biz, onların üzerine helâk edici bir kasırga gönderdik. Seher vaktinde Lut (A.S)’ın ailesi hariç, onları kurtardık
-BEN-Bize gönderin-onlar üzerinde-Harib-meğer ki-.-Pay--Maghara
نِعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَلِكَ نَجْزِي مَن شَكَرَ
Ni’meten min indina, kezâlike neczî men şeker(şekere)
Katımızdan bir ni’met olarak, şükreden kimseyi işte Biz, böyle mükâfatlandırırız
-nimet-itibaren-Sahibiz-bunun gibi-Ödüllendirildik-itibaren-
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ
Ve lekad enzerahum batşetenâ fe temârav bin nuzur(nuzuri)
Ve andolsun ki, Lut (A.S), onları “şiddetli azabımızla yakalamamız” konusunda uyardı. Fakat onlar, bu uyarılardan şüphe ettiler
-Ve öyleydi-Dikkat et-Bulanıklığımız--Banyo
وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ
Ve lekad râvedûhu an dayfihî fe tamesnâ a’yunehum fe zûkû azâbî ve nuzuri
Ve andolsun ki, kötü amelleri için ondan misafirlerini ısrarla istediler. Bunun üzerine onların gözlerini silip yok ettik. Öyleyse inzarımı (uyarılarımı) ve azabımı tadın
-Ve öyleydi-Rawah It-Açık-Bir konuk-Dokunduk-onları görüyorum-Yani tadı-Benim İşkencem-Uyarıyoruz
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ
Ve lekad sabbehahum bukraten azâbun mustekırr(mustekırrun)
Ve andolsun ki, onları sabahleyin daimî bir azap yakaladı
-Ve öyleydi-Onları övün-erken-işkence-stabil
فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ
Fe zûkû azâbî ve nuzuri
Öyleyse inzarımı (uyarılarımı) ve azabımı tadın
-Yani tadı-Benim İşkencem-Uyarıyoruz
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Ve lekad yessernâl kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin)
Ve andolsun ki Biz, Kur’ân’ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı
-Ve öyleydi-Memnun olduk-Kuran-Erkek için-Bu yüzden-itibaren-
وَلَقَدْ جَاء آلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ
Ve lekad câe âle fir’avnen nuzur(nuzuru)
Ve andolsun ki, firavun ailesine de uyarılar geldi
-Ve öyleydi-gelmek-.-Firavun-Yemin
كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ
Kezzebû bi âyâtinâ kullihâ fe ehaznâhum ahze azîzin muktedir(muktedirin)
Âyetlerimizin hepsini yalanladılar. Bu sebeple onları üstün kudret sahibinin yakalayışı ile yakalayıp aldık (helâk ettik)
-Yalan-Ayetlerimiz-Hepsi-Bu yüzden onları aldık-Alıcı-Canım-
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُوْلَئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَاءةٌ فِي الزُّبُرِ
E kuffârukum hayrun min ulâikum em lekum berâetun fîz zubur(zuburi)
(Ey Mekkeliler!) Sizin kâfirleriniz, onlardan (yalanlayan kavimlerden) daha mı hayırlı, yoksa sizin için semavî kitaplarda beraat mı var
-Kefaretiniz-iyilik-itibaren-Ailen-Anne-sana-masumiyet-içinde-
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ
Em yekûlûne nahnu cemîun muntesir(muntesirun)
Yoksa: “Biz, hepimiz yardımlaşan (yenilmeyen) bir toplumuz.” mu diyorlar
-Anne-Onlar söylüyor-Biz-Tümü-
سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ
Se yuhzemul cem’u ve yuvellûned dubur(dubura)
Yakında hepsi hezimete uğratılacak ve arkalarına dönecekler (kaçacaklar)
-Yenilecek-Çoğul-Ve onlar-
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ
Belis sâatu mev’ıduhum ves sâ’atu edhâ ve emerr(emerru)
Hayır, onlara vaadedilen (azap), o saattir (kıyâmet vaktidir). Ve o saat, daha korkunç ve daha dehşetlidir
-daha ziyade-saat-Onların sözü-Ve saat--Ve komuta
إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ
İnnel mucrimîne fî dalâlin ve suur(suurin)
Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir
-O-Suçlular-içinde--
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ
Yevme yushabûne fîn nâri alâ vucûhihim, zûkû messe sekar(sekare)
O gün yüz üstü (sürünerek) ateşe sürüklenirler. “Sekarın (alevli ateşin) dokunuşunu tadın!” (denir)
-gün-Çekiyorlar-içinde-ateş-üzerine-Yüzleri-Onlar yoruldu-Kayıp-O aradı
إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
İnnâ kulle şey’in halaknâhu bi kader(kaderin)
Muhakkak ki Biz, herşeyi, bir kaderle (takdir edilmiş olarak) yarattık
-BEN-Tümü-bir şey-Onu yarattık-Kötü
وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ
Ve mâ emrunâ illâ vâhıdetun ke lemhın bil basar(basari)
Ve Bizim emrimiz, tek bir emirden başka bir şey değildir, gözün bir anlık bakışı gibidir
-gesticülat-Bize emrediyoruz-meğer ki-bir-Bir bakış-
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
Ve lekad ehleknâ eşyâakum fe hel min muddekir(muddekirin)
Ve andolsun ki, sizin gibi olanları helâk ettik. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı
-Ve öyleydi-Biz bizim halkımızız-İtaatin-Bu yüzden-itibaren-
وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ
Ve kullu şey’in fealûhu fîz zubur(zuburi)
Ve onların yaptıkları herşey (semavî) kitaplarda vardır
-Ve tüm-bir şey-Yap-içinde-
وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُسْتَطَرٌ
Ve kullu sagîrin ve kebîrin mustetar(mustetarun)
Ve küçük büyük herşey yazılmıştır
-Ve tüm-küçük-Ve harika-
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ
İnnel muttakîne fî cennâtin ve neher(neherin)
Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve nehir kenarlarındadır
-O-Dürüst-içinde-Cennet-
فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍ
Fî mak’adi sıdkın inde melîkin muktedir(muktedirin)
Kudret Sahibi Melik’in huzurunda, sadıklar makamındadır
-içinde-koltuk-samimiyet-Ne zaman--